AVRUPA´DA SANAT NEYE DENİR, KİM SANARÇIDIR?

Sanatçı kavramı Avrupa’da 4’e ayrılır.

1- Görsel sanatlar: Resim, heykel, grafik, tasarım, mimari, içmimari.

2- Müzik Komponist, icratcı okur.

3- Reproduktion sanatçıları tiyatro, sinema, fotoğraf.

4- Edebi yazar, şair.

Görsel Sanatlar:

Burada en büyük sorun görsel sanatlarda ortaya çıkar. Her resim yapan ’sanatçıyım‘ der yani rakabet büyüktür. Kabiliyet insanı sanatçı yapmadığı için burada meslek odaları yani, „Berufsverband Bildende künsler“ araya girer ve arpayı buğdaydan ayırır. 

Örneğin:

1- Ressam kolonilerinde yapılan ve pazara sürülen resimler başta gelir. Bunlar 3-5 kişi biraraya gelir fotoğraflardan güzel manzaralar, çiçekler, çocuk resimleri çalışır, çerçeveci dükkanlarında A.V. Merkezlerinde ucuz fiyata satar. Biri bulutları, öteki ağaçları, diğeride gölge ışık sorunlarını çözer günde 15-20 resim bitirir ve biride imzalar ve satar. Bu resimler çok güzeldir ve her sofanın üstüne asılabilir. Yani tamamen ananüm ama sanat piyasasında en çok para kazanandır… Bu kişiler, ne müzede nede galerilerde yer bulamaz, gerekte yok zaten hepsi satılmaktadır… 

2- Sanat eğtimi görmüş ama galeri, sanatsal bir yapıt isteyen müze ve sanat galerilerinin isteğini karşılayamayan, para kazanmanın yolunu kısaltan ressamlardır. Bunlara da sanatçı denmez, çünkü arkada bir yeniyi arama felsefesi yok olanlardır. Bunlar sade ressamdır…

Bir zamanlar, Almanya’da her galeride satılan ağaçlar serisinin ustası, Volker Kühn bunun en güzel örneğidir. Volker Kühn, Hamburg Akademisi’ni bitirdikten sonra Bremen Eyaleti’nin en büyük ödülü olan, „Paula Becker Modersohn“ ödülünü kazanan sanatçıdır, ama sanatsal düşündüğü için aç kalır. Tesadüfen bir gün bir ağaç gravürü yapar ve aynı gün atölyesine gelen bir arkadaşı bütün (10 adet baskı) gravürleri satın alır. Bu arkadaşının ona jestidir, resimler güzel olduğu için değil, aç kalmaması içindir. Ertesi gün Volker Kühn 5 adet ağaç gravürü daha yapar onlarda satılır. Derken sanatçı günde 10 gravür, 100 adet baskı çerçevesiyle beraber 25 DM dan satma başlar. Yani sürümden günlük net kazancını 1500  DM üzerine çıkarır. Bu iş öyle büyüttü ki Volker Kühn´ün yanında zaman zaman 30-40 kişi çalışmaya başladı. Büyük bir çiftlik satınaldı ve „Ağaç Galerisi“ isminde bir galeri açtı. 

Nasrettin Hoca’nın hikayesini hatırladım… Hoca saz çalmak ister, parmağını bir perdeye koyar, tıngırtlamaya başlar. Dinleyenler, „hocam ötekiler müzik yaparken parmaklarıyla aşağı yukarı giderek türküleri seslendiriyorlar“ dediklerinde, Hoca, „onlar benim bulduğum yeri arıyorlarda ondan“ der… 

Sanatçı ömürü, gelincik, at, köpek, kuş ve portrelerle satış rekorları kıran başarılar dolu bir yaşam değildir. Kendi resimlerini kopyalayan ve benzeri resimlerle zaman geçiren ustalar sanatçıyım demesi gibi. Bu kişiler sade ressamdır. Bu kendini tekrarlıyarak resimde para kazanmak ve kendini tatmin etmekten başka şey değildir.

Burada başka bir gurubu göz ardı etmemek gerekir. Autodidak olup da ömrünü sanata adamışlar da vardır. Almanya´nın en tanınmış grafikçilerinden, „A. Paul Weber“ taş baskı ustasıdır, matbaacıdır. Ama sanatsal yaratıcılığı ona Profesör ünvanı getirmiştir. Sanatçımız Tamer Serbay tarım mühendisidir ama Amerika, Japonya, Beyaz Rusya ve Almanya’da misafir profesör olarak sanat yüksek okullarında ve akademilerinde ders vermiştir. Daha kendini sanata adamış yüzlerce sanatçıyı, örneğin Vincent van Gogh u saygıyla anıyorum. 

Müzik Komponist, icratcı, okur.

Burada konuyu üçe ayırmamız gerekir. Mozart, Beethoven, Schubert, Adnan Saygun, Fazıl Say ve dahası da var, yaratıçıdır. Duygularını, felsefelerini notaya dökmüşler ve bir eser üretmişler ve  bunlar sanatçıdır. 

Aşık Veysel, Neşet Ertaş, Mahsuni, İhsani de aynı yolda duygularını felsefelerini halkın anlayacağı bir dilde sergilemişlerdir, bunlarda halk ozanı ve sanatçıdır. Ama İbrahim Tatlıses ve benzeri okurlar sade bir okuyandır ve başkasının eserlerini okurlar, sanatçı değildir. Ama onlar ötekilerden daha çok tanınır ve para kazanır. Bu da toplumumuzun tercihidir, onlara meşur sanatçı derler. Veysel, Neşet Ertaş, Mahsuni, İhsani tıpkı Pir Sultan Abdal gibi ölmez unutulmaz ama Tatlıses gibi kişiler unutulur.

İcraatçı Sanatçılar ise başkadır. Onlar komponistlerin eserlerini icraa etmek için uzun bir öğreti alır ve onlarsız ’sanatçıyım‘ demez, icraat ettikleri eserin komponistini saygı ile anar. 

Reproduktion sanatçıları. tiyatro, sinema, fotoğraf.

Almanya’da Tiyatro ve Film/sinama dünyasında çalışanlar bir eğitim alırlar. Önce Tiyatrodan başlayarak başarı düzeylerine göre film çekimlerinde de yer alırlar. Ama bu dalda autodidak olanların sayısı daha az değildir. Sinema ve Fotoğrafçılık ise hem öğreti hemde kabiliyet meselesidir. Yani her figüran ve fotoğraf makinasının deklanşörüne parmağını basan sanatçıyım diyemez, bu dalda kendini isbat etmesi gerekir…  

Edebi yazar, şair:

Güzel yazı yazmak da sanattır. Almanya´da edebi yazarlar ve şairler bu sınıfa girer. Basın üyelerine burada sanatçı gözüyle bakılmaz. Fakat çoğu basın üyesi (bizdeki gibi değil) bir üniversite yada bir gazetede çıraklık devresini bitirmiştir, yazı kurallarını bilir ve edebi eserler verenlerde vardır. Taktir etmeliyiz. 

Bu yazdıklarıma bazı çevreler itiraz edebilir hiç üzülmeyeceğim. Ülkemiz, Türkiye´de ’sanatçıyım‘ diyen çoğu dostumuz bu yazdıklarımı göz önüne almaz. Çünkü kolleksiyoncunun, resim satın alanın bu konularda fazla bilgisi yoktur, sade resim toplar. İyi bir kolleksiyon satın alınan resimlerin sayısıyla ölçülmez. Eserlerin kalıcılığı, sanatçının sanat felsefesi önemlidir. Sade bir sanatçıdan yüzlerce resim satın almakta iyi bir kolleksiyon değildir. Kolleksiyonda ne kadar başka başka sanatçı yer almışa o sanatçıların yapıtları değer kazanır. Hangi sanatçı istemez, bir van Gogh, Picasso, yada herhangi bir modern klasik sanatçıyla aynı duvarda yan yana eserinin asılmasını. İşte o zaman sizin eserlerinizde değer kazanır.

İyi bir öğretmen olup, kötü bir sanatçı yada kötü bir öğretmen olup iyi bir sanatçıda olabilirsiniz. Hem iyi bir öğretmen hemde iyi bir sanatçıda olabilirsiniz.  Yalnız, „Şu emekliliğim gelsinde sanat yapacağım“ derseniz kendinizi aldatırsınız. Sanatçı olmak sizin rahatlayarak çalışmanızı beklemez. Sanat yolu çok dikenli bir yoldur çilesine katlanmalısınız, sanattan değil sanat için yaşamanız gerekir.

İsmail Çoban

About the author

Related