GURBETTE YAŞAYANA SAYGI VE ŞEFKAT

İnsan kendi doğduğu yerden neden uzağa düşer? Adına gurbet denen bu durumun zorluklarını yaşayanlardan başka anlayıp, merhamet eden var mıdır? Avrupa’ya işçi göçünün hazin hikayelerini duymayan bilmeyen var mıdır?
Otuz yıl kadar önceydi bir yaz tatiline gittiğimizde, köyde bir aileye misafir olmuştuk. Almanya plakalı arabamız, kılık kıyafetimizin menşei, çocuklarımızın kendi aralarındaki konuşmaları, memleketten kopuk yaşadığımızı gösteren Türkçemiz, gurbette, başka bir kültürde yaşadığımızı gösteriyordu. Bizi tanımayanlar bile bir bakmaya, bizdeki farklılığı görüp “dışarda mı yaşıyorsunuz” derlerdi.
Bizi güzel yemekleriyle ağırlayan atmışına merdiven dayamış, okumuş çocukları olan evin annesi hanım, memleketten uzakta yaşadığımıza duygudaşlık yapmış olmalı, ki o mecliste başka konular konuşulurken bana eğilerek “Allah sizden razı olsun, kaderin sizi fırlattığı o uzak el memleketlerinde, buraları unutmayıp, böyle zahmetler çekerek, ailelerinizi görmeye geliyorsunuz” demişti.
Bu cümleleri aradan onlarca yıl geçmesine rağmen hiç unutmadım. Bir insanın bile bizim yerimize kendini koyarak hissetmesi, anlaşılmış olmak, adeta yaraya merhem sürmüş gibi beni teselli etmişti.
İlkokul mezunu bile olmayan o hanımın, hiçbir çıkar ve beklentisi olmadan bu bilgece sözleri söylemesi, bende ona hala unutamadığım bir saygı uyandırmıştı. O bana, aslında gurbete gidenin derdinin hepimizin derdi olması gerektiğini yansıtmıştı. Sözlerinde bir birlik ve dayanışma vardı. Yani o kültürden koptuğumuzu, bunun zor olduğunu, Türkiye’den olduğumuzu kabul ediyor ve içindeki durumumuza anlayış gösteriyor saygı duyuyordu. Bugünlerde ilkokul arkadaşımın Facebook’tan yaptığı, gurbette olmanın zorluklarına anlayışla bakan yorumları da beni bu konuda birkaç satır yazmaya yöneltti.

Bence de gurbete giden insanın derdi hepimizin olmalı. Gurbette yaşamak kolay değildir. Belki yurtiçindeki gurbet yurtdışındaki gurbetten biraz daha kolaydır. Kendi doğup büyüdüğü kültüründen tamamen farklı bir kültürdeki gurbette olmak çok daha zor bir durum. İstanbul’a giden bir Aksaraylı doğduğu yerden uzakta olsa da, en azından yaşadığı din, dil, yemek gibi ortak bir kültürü vardır. Orasının kendi ülkesi olduğunu bilir. Oysa başka bir kültürde olmak çok daha zor. Duygusallık, özlem gibi, kendini evinde hissedememek, dışlanmak, kabul görmemek gibi acıları vardır. Bizler ki başka kültürün içinde yoğunluğu fazla tarafa kaynaşmamak için didinip dururuz.
Ne yaşadığı kültürde kendisine kucak açılır, ne de çıktığı kültür kendini tam olarak anlar. Ancak bir gün bir başarıya parmak basan bir gurbetçi ortaya çıktığında dikkatler oraya çevrilir. O da bir süre sonra unutulur. Açıkçası gözden ırak olan gönülden de uzaktır.
Yılmaz Erdoğan’ın Vizontele Filminde, belediye başkanın konuşması için yazdığı repliğinde, “buraya gelen yabancılar bize hep şunu sordu, yahu siz burada nasıl yaşıyorsunuz? Çok zor buna cevap vermek. İnsan memleketini niye sever? Başka çaresi yoktur da ondan. Ama biz biliriz ki bir yerde mutlu mesut olmanın ilk şartı orayı sevmektir. Burayı seversen burası dünyanın en güzel yeridir. Amma dünyanın en güzel yerini sevmezsen orası dünyanın en güzel yeri değildir.” Buraya gazatalar iki gün sonra geliyor, biz duyduğumuz bir havadise şaşırdığımızda, büyük şehirdeki insanlar onu çoktan unutmuş oluyor. İşte Vizontele buna son verecek. İstanbul’daki hadiseyi aynı anda göreceğiz. Vizontele uzağı yakın edecek, hepinize hayırlı uğurlu olsun.”
Evet Yılmaz Erdoğan’ın yazdıkları da teselli verici. Fakat uzağı yakın etse de hiçbir iletişim aracı insanı memleketinde yaşatmıyor. Atalarımız “ya bu deveyi güdersin ya da bu diyardan gidersin” der. Amma ne sevmek kolay oluyor ne de oradan ayrılmak. İnsan ilk anda sevmediği bir yeri sonradan da sevemiyor, sadece alışıyor, hatta katlanıyor. Sonra bir gün artık koptuğu yere de sığamayınca, alıştığı gurbete sığınmaktan başka çaresi kalmıyor.
Evet “gözden uzak olan gönülden de uzak olur” bütün bunları anlayış beklediğim için de yazmıyorum. Kendi doğduğu yerden uzakta yaşamanın zorluğunu yaşayandan başkası bilmese de anlayış hatta saygı görmek az da olsa insanın acısını dindiriyor. Yalnız olmadığını bilmek ait olduğunu kabul edildiğini hissetmek güzel bir duygu.
Bugüne kadar yurtdışında yaşayan vatandaşlarımız için söylenmedik aşağılayıcı dışlayıcı, önyargılı, yazılan söylenilenlere her zaman karşı çıkmış merhamet ve anlayışla müdafaa etmişimdir. Yurtdışına uzaklara gitmek zorunda kalan, insanlarımız için “yurtdışına giden Türklerin kırsal kesimden gitmesinin, biz Türkleri tanıtması için kötü bir talihsizlik olmuştur” diyenlere, “peki neden kendileri işçi olarak buralara gelmediler? diye sormalı.
Yurtdışında, buralarda başka kültürlerde, ait olma duygusunu hissedemedim, hissettirilmedi de. Bir gün değilse ikinci günü yabancılığım yüzüme vuruldu. Daha iki gün önce müdire hanımın, öğretmenlerin kullanımına devlet tarafından sunulmuş maskeleri verirken “bunlar çok pahalı biliyorsunuz değil mi?” demesine şaşkınlığımı göstererek “evet biliyorum” diyebildim. Belki bunu Türkiye’deki müdürüm söylese de alınacaktım ama bu kadar dokunmayacaktı.
Biz yurtdışında yaşayan göçmen Türkler olarak memlekete az mı döviz yolladık? Yakınlarımızın maddi sıkıntılarına destek olup onların kuracakları iş yerlerine sermaye yollayıp, Türkiye’nin kalkınmasına canımız pahasına destek olmadık mı? Ve hala da olmakta değil miyiz? Duisburg’da Ziraat Bankası’nın önündeki kuyruklar hiç azalmıyor.
Thyssen, Krupp, Mannesmann demir ocaklarındaki demir kazanlarına düşüp buhar olan dedelerimiz, madenlerde kararan mühendis ve işçilerimizle, ikinci sınıf vatandaş ve tüm dışlanma, öldürülme, yakılma olaylarına rağmen buralarda yaşamışız ve başka türlü dışlanmalarla hala da yaşamaktayız. Bir gün vatana döneriz hayaliyle ölüp, cenazeleri kesin dönüş yapan dedelerimizin ruhları şad olsun!
Hala buralarda çoluk çocuğuyla torunlarıyla salkım saçak yaşamaya çalışan ikinci ve üçüncü kuşaktan tüm göçmen vatandaşlarımızdan Allah razı olsun! yine de bir garip güzel dünya diyorum. Aslında değil mi ki hepimiz bu dünyada gurbette ve göçmeniz.

Sultan Altan

Previous article

DİLENCİNİN (BED) DUASI

About the author

Related

JOIN THE DISCUSSION