„İNSAN“ KIRKLAR CEMİ

Alevi inancını, bir İslam öncesi birde İslam sonrası vardır.

Gene gel, gene.
Ne olursan ol, ister kafir ol,
İster ateşe tap, ister puta,
ister yüz kere tövbe etmiş ol,
ister yüz kere bozmuş ol tövbeni…
Umutsuzluk kapısı değil bu kapı,
nasılsan,
öyle gel…

Mevlana Celaleddin Rumi

Cem eski Şaman ve Zerdüşt inacına bağlı toplumların yaptıkları toplumsal, kültürel, ve dini bir ayindir. Bu toplumsal kültürün tarihine baktığımzda M.Ö. 5000 yıllarına dayanır. Yani bu gün 7000 yıllık bir kültür ve inaç geleneğidir. Şamanların hayatı incelendiğinde ise hasat dönemleri sona erdiğine kutlamalar düzenlenir, geniş meydanlarda kadınlı erkekli toplanarak şölen yaptıkları, kurban kestikleri akil yaşlıların, şaman dede ve babalarını dinleyip ozanlarının çaldığı kopuz yada sazlar eşliğinde semah dönerek kutladıklarını görüyoruz.

Bu meydanlarda kutlanan ayinsel gelenekler ne yazık Al-Evi (Kizılbaş) inancına bağlı toplumun, Horasan´da İslam komutanı Yezit´e yenilmiş, (tahmini M.S. 700) sultanları “Kınık Hatun”esir düşmüş ve Mekke´ye götürüldüğü söylenilmektedir. Yezit zulümünden kaçan diğer Al-Evi inananların büyük kısmı, Bizans İmparatorluğuna sığınarak canlarını kurtarma yolunu aramışlardır. Her iki gurup da bir türlü inancını uygulayamamış ve inaçlarını bırakıp hakim olan inanca asimile etmeye zorlanmışlardır. Arapların hakimiyetindekiler „İslamı“, Bizanslara sığınanlarsa „Hrıstiyanlığı“ kabul etmeye zorlanmışlardır. Dinde asimileye zorlanan bu toplum, işte o zaman, meydanlardaki bu ayınlerini kapalı mekanlara taşımış ve bu gizli mekanlara da „Meydan“adı vermiştir. Sosyal toplumların verdikleri ad, Cem, Cemaat, Camiya isimleridede buradan gelmektedir. Yani, „Meydan Ceminin“ uygulandığı mekan, Cem Evi´nin“ temeli, M.S.700 senelerinde sonra kullanılan gizli ibadet evlerine dayanır.

Konu hakkında bir sürü hurafelar vardır, çok kişi İslam sonrası alevi toplumunu bu olayı „Kırklar Cemi“ hikayesiyle şöyle anlatır:

Hz.Peygamber, miraç dönüşünde,akil insanların cem ettiği bir eve gelir ve bir kapıyı çalar. İçeriden biri; „kim o ?“ diye sorar. Peygamberde, „Ben peygamberim, içeri girmek istiyorum“ der. İçerdeki ses: „Bizim peygambere ihtiyacımız yok, sen git hümmetine peygamber ol“ der ve O’nu içeri almaz. Bu olay üç kez tekrarlanır ve peygamberimiz üçüncü defasında kim o diye sorulunca; „Ben İnsanım“ der, işte o zaman kapı açılır…

Peygamber içeri girdiğinde 39 kişi görür. Peygambere, bir üzüm tanesini sıkıp şerbet yapıp sunarlar ve hepside bu şerbetten içerek kendilerinden geçip mest olurlar. Peygamber, „siz kimlersiniz?“ diye sorunca, onlar; „Biz kırklarız“ derlerler. Peygamber, „39 kişi saydım“ deyince, onlar; „Selman’da var birazdan gelecek derler ve o da gelir.

Bu şerbeti içenler az sonra başta Hz. Ali olmak üzere semaha başlarlar ve peygamber miraç yolunda bir aslanda gördüğü yüzüğü Ali’de de görünce Ali’nin yüceliğini görür ve o da semaha katılır.

Sanatçı kişiliğimle alevi toplumunun okuyan, araştıran bir üyesi olarak, yaşananlar hakkında bir dökümanın olmadığı gibi, şu gerçeğe aklı selim herkes hak vereceğine inanıyorum.

Hazreti Muhammed´in doğduğu yer, Arabistan ve peygamber olduğu yıllarda ise , Arap toplumu putperes´di ve Aleviler´ise o zaman AL-EVİ derlerdi kendileri Arap yarımadasında yaşamıyorlardı… . Yani arapların Alivi likle yakından uzaktan bir ilişkisi yoktu. Al- Evi´ler islamı M.S.700 kabul ettiklerine göre. Kırklar Ceminde Hazreti Peygamber efendimizin ne işi var, peki o tarihte Hazreti Ali´de hakka yürümüştü, yaşamıyordu. Soruyorum: Aleviliği Araplaştırmaya neden gerek duyuyorsunuz? İşte yüzyıllarca bu masalla Alevi halkını „Alevilik yolu budur“ diye cem yaptırıp, semah döndürdüler ve içirdiler. Oysa bu olay tamamen uydurmadır.

Bu anlatılan hikayede tek doğru olan Şaman toplumunun kutlama ayinleridir. İslama mecburi geçişlerinden asırlarca önce açıkca ibadetlerini uygularken, İslam’a geçtiklerinden sonra baskılar altında kendi törelerini, inançlarını gizlemeyerek saklıca uygulamaya devam etmişlerdir. Yine aynı toplum kurdukları dergahlarla, nice büyük adamlar yetiştirmiştir. Yunus Emre, Mevlana Celalettin Rumi, Hacıbektaş gibi alimler bu İslam sonrası Anadolu Aleviliğinin önde gelen kişiliklerindendir. Günümüzde de İslamın bir sembolü olan; „Mevlevi tekkesi-Konya,“ bir Anadolu Alevisi olan Mevlana Celalettin Rumi´nin, (“Rumi“ adı da Bizanslara sığınan bir alevi ailesinden gelmektedir) kurduğu alevi geleneklerine dayanan dergahıdır.

Bu yazımla kimsenin inancına saygısızlık yapmadan gerçekleri yazmak ve onu resimlemek istedim. Kültür ve sanatı, gerçekler içinde yansıtmak doğru olacağı düşüncesiyle yola çıktım. Her ne olursa olsun hikayede bir gizli gerçek buldum… „İNSAN“! dinler doğmadan insan doğduğuna göre, yaşamında da „İNSAN“ kalmaya karar kıldım. Anlatılanlara inanmadan önce, bilgi toplamak ve „eğer bin biliyorsan bir bilene danış“ gerçeğine inananlardanım. Öğrenmek kabahat değil, kulaktan dolma hurafelerle, BİLGE olunmaz.

İsmail Çoban

 

 

About the author

Related

JOIN THE DISCUSSION